Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada? Aynı sorunun farklı cevapları
Konya’da yaşayan 26 yaşında biriyim. Günlerim bazen teknik çizimlerle, bazen de kafamın içinde bitmeyen sosyal tartışmalarla geçiyor. Bir yanım mühendislik gibi düşünüyor; veri arıyor, karşılaştırıyor, sıralıyor. Diğer yanım ise insan tarafı: “Bu tablo gerçekten hayatları anlatıyor mu?” diye sorguluyor.
Son zamanlarda en çok kafamı kurcalayan soru şu: Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada?
İşin garibi, bu sorunun tek bir cevabı yok. Hangi pencereye baktığına göre sıralama değişiyor. Bazen 30’larda, bazen 50’lerde, bazen daha farklı bir noktada çıkıyor karşımıza. Ama asıl mesele sayı değil; o sayının neyi anlattığı.
—
İçimdeki mühendis konuşuyor: “Önce veriye bakalım”
Kafamın içindeki mühendis net konuşuyor:
“Duyguya gerek yok. Ölçüm var, veri var, karşılaştırma var.”
Bu bakışla en çok başvurulan kaynaklardan biri OECD tarafından yürütülen PISA araştırması. 15 yaş grubu öğrencilerin okuma, matematik ve fen becerilerini ölçüyor.
PISA sonuçlarına baktığımızda Türkiye genelde OECD ortalamasının altında kalıyor ama son yıllarda özellikle bazı alanlarda yükseliş trendi gösteriyor. Matematik ve fen alanlarında dalgalı bir grafik var; okuma becerilerinde ise hâlâ istikrar sorunu dikkat çekiyor.
İçimdeki mühendis şunu söylüyor:
“Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada sorusu PISA’ya göre sorulursa, net bir ilk 20-30 ülkesi yok. Ama 70 ülke içinde orta-alt sıralarda, gelişim gösteren bir profilde.”
Ama tam bu noktada içimdeki diğer ses devreye giriyor.
—
İçimdeki insan konuşuyor: “Sayılar çocukların hikâyesini anlatmıyor”
Bir anda mühendis susturuluyor ve içimdeki insan tarafı konuşmaya başlıyor:
“Bir sıralama, bir çocuğun sabah aç okula gidip gitmediğini anlatır mı?”
Eğitim sadece test puanı değil. Okula erişim, öğretmenin niteliği, sınıf kalabalığı, psikolojik destek, eşit fırsat…
Bu açıdan bakınca UNESCO gibi kurumların raporları devreye giriyor. UNESCO eğitimde sadece başarıyı değil, erişimi ve eşitliği de ölçmeye çalışıyor.
Türkiye’de okullaşma oranı artmış durumda, özellikle temel eğitimde erişim genişlemiş. Ama fırsat eşitsizliği hâlâ büyük bir gerçek. Büyük şehirlerle küçük şehirler, hatta aynı şehir içinde bile mahalleler arasında ciddi farklar var.
İçimdeki insan şöyle diyor:
“Eğitimde kaçıncı sıradayız sorusu aslında yanlış soruluyor olabilir. Belki de doğru soru şu: Kimler gerçekten eğitimden eşit faydalanabiliyor?”
—
Farklı endeksler, farklı Türkiye’ler
Sorunun kafa karıştırıcı tarafı burada başlıyor. Çünkü eğitim tek bir ölçüyle değerlendirilmiyor.
1. PISA odaklı bakış
OECD’nin PISA testi bize daha çok akademik becerileri gösteriyor. Türkiye burada OECD ortalamasının altında ama tamamen kopuk değil. Özellikle büyük şehirlerdeki okullar, OECD ortalamasına yaklaşabilen sonuçlar verebiliyor.
İçimdeki mühendis burada net:
“Performans var ama homojen değil.”
2. Küresel Eğitim Endeksi yaklaşımı
World Bank gibi kurumların eğitim göstergeleri daha geniş bir çerçeve sunuyor: okullaşma oranı, eğitim süresi, erişim.
Bu perspektiften Türkiye, orta-üst gelirli ülkeler arasında ortalarda yer alıyor. Yani ne en kötü ne de en iyi; “geçiş ülkesi” gibi.
3. Üniversiteleşme ve nicelik artışı
Türkiye’de yükseköğretime erişim son 20 yılda ciddi şekilde artmış durumda. Üniversite sayısı ve öğrenci oranı yükseldi. Ama içimdeki mühendis burada kaşını kaldırıyor:
“Nicelik arttı ama nitelik aynı hızda artmadı.”
İçimdeki insan ise ekliyor:
“En azından artık daha fazla genç üniversite hayali kurabiliyor.”
—
Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada? Sorunun neden net cevabı yok
Bu soruya tek bir rakam vermek aslında yanıltıcı olur. Çünkü:
PISA’ya göre başka bir sıralama
UNESCO göstergelerine göre başka bir tablo
Dünya Bankası verilerine göre başka bir görünüm
Bu yüzden Türkiye için “şu sırada” demek yerine “şu bandda” demek daha doğru olur.
Genel tabloyu içimdeki mühendis şöyle özetliyor:
“Türkiye, eğitimde küresel ölçekte üst ligde değil ama orta ligde, yükselme potansiyeli olan ülkeler arasında.”
İçimdeki insan ise hemen itiraz ediyor:
“Lig mi? Bu bir futbol maçı değil. Bu çocukların geleceği.”
—
Konya’dan bakınca eğitim meselesi
Konya’da büyümüş biri olarak şunu net hissediyorum: Eğitim meselesi sadece İstanbul, Ankara gibi şehirlerin meselesi değil.
Bir mahallede özel derslerle yarışan çocuklar varken, başka bir mahallede temel kaynaklara ulaşamayan çocuklar var. Aynı ülke içinde iki farklı eğitim dünyası gibi.
İçimdeki mühendis bunu veriyle açıklıyor:
“Bölgesel farklar, eğitim çıktılarında varyans yaratıyor.”
İçimdeki insan ise daha sade konuşuyor:
“Fırsat eşitliği yoksa, sıralama sadece bir illüzyon.”
—
Güçlü yanlar ve zayıf taraflar aynı anda
Türkiye eğitim sistemi için tek yönlü bir tablo çizmek mümkün değil.
Güçlü taraflar
Okullaşma oranlarının artması
Eğitim altyapısının genişlemesi
Genç nüfus avantajı
Teknolojiye erişimin artması
İçimdeki insan burada umutlanıyor:
“En azından artık daha fazla çocuk okula gidiyor.”
Zayıf taraflar
Fırsat eşitsizliği
Ezberci eğitim eleştirileri
Bölgesel kalite farkı
Sınav odaklı sistem baskısı
İçimdeki mühendis hemen not alıyor:
“Bu değişkenler doğrudan PISA skorlarına yansıyor.”
—
Asıl mesele: Sıralama mı, yön mü?
Bir noktada içimdeki tartışma daha felsefi bir yere gidiyor.
İçimdeki mühendis diyor ki:
“Veri olmadan konuşamayız. Türkiye’nin yeri ortada.”
İçimdeki insan ise karşılık veriyor:
“Peki ya yön? Yukarı mı gidiyoruz, aşağı mı?”
Gerçek cevap aslında burada gizli. Çünkü eğitimde asıl önemli olan mutlak sıralama değil, trend.
Türkiye son yıllarda inişli çıkışlı da olsa eğitim göstergelerinde tamamen durağan değil. Bazı alanlarda ilerleme var, bazı alanlarda tıkanma.
—
Gelecek üzerine iç tartışma
Geleceğe baktığımda içimde iki ses yine çarpışıyor.
Mühendis olan taraf diyor ki:
“Doğru reformlarla Türkiye ilk 30’a yaklaşabilir. Veri odaklı politikalar, öğretmen kalitesi ve bölgesel eşitlik çözülürse sonuç değişir.”
İnsan tarafı ise daha sessiz ama daha derin:
“Eğer bir çocuk bile kendini değersiz hissediyorsa, sıralama kaç olursa olsun bir şey eksik kalır.”
—
Son düşünce: Sorunun kendisi bile değişmeli
“Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada?” sorusu aslında doğal bir merak. Ama zamanla bu sorunun yerini başka bir şey almalı.
Belki de şu:
“Türkiye’de eğitim bir insanı ne kadar dönüştürebiliyor?”
Çünkü sıralamalar değişir, raporlar güncellenir, tablolar yenilenir. Ama bir çocuğun hayatına dokunan eğitim, sayılardan daha kalıcıdır.
Ve içimdeki mühendis ile içimdeki insan ilk kez aynı noktada buluşuyor:
“Eğitim, sadece nerede olduğumuz değil, nereye gidebileceğimizdir.”
“Türkiye dünyada eğitimde kaçıncı sırada” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Sesar olarak daha fazlası için buradayız!